Marakeş’te 2 gece konaklarken Essaouira’ya günübirlik gidip döneceğiz. İlk gelişimizde Ourzazate’ye kadar gelip Agadir’i ve Safi’yi gezmiş ama Essaouira için vaktimiz kalmamıştı. Otelden uygulamadan çağırdığımız taksi ile yaklaşık 3 saat sürecek yolculuğumuz başlıyor. Agadir ve Safi yazılarımız için resimlerin üzerine de tıklayabilirsiniz.

Essaouira’ya yaklaşırken yol üzerinde argan ağaçlarını görüyoruz. Sadece Fas’a özgü olan endemik bitki argan ağaçlarının meyvesinin çekirdeklerinden elde edilen argan yağı cilt ve saç bakımında kullanılmakta. Fas’ta, argan yağı kahvaltıda ekmek banarak, kuskus veya makarna üzerine dökerek de tüketilir. Argan yağı ile keçiler arasında şaşıracağınız bir ilişki vardır. Argan ağacı meyveleri insanlar tarafından toplanmaz.. Özellikle Haziran ayında turuncu renkli meyveler olgunlaştığında keçiler 10m yüksekliğe kadar tırmanıp bu meyveleri yerler. Sindiremedikleri sert çekirdekleri ise dışkılarlar. Bu tohumlar daha sonra toplanır özellikle kadın kooperatifleri keçilerin sindiremediği bu çekirdekleri toplar, kırar ve öğüterek dünyaca ünlü argan yağını üretir.

Ağaçlara tırmanan keçi manzaraları turistler tarafından yoğun ilgi ile karşılaşınca halk da fotoğraf çeken turistlerden bahşiş alıyorlardı. Bunu biraz daha ileri götürerek keçileri kaçmamaları için toynaklarından ağaca bağlamaya başladılar. Saatlerce bu şekilde ağaç üzerinde bağlı kalan keçilerin ayakları zarar görünce hayvan hakları temsilcilerinin kampanyaları sonunda keçiler ağaçların tepesinden indirildi, artık böyle bir manzara ile karşılaşmazsınız. Fotoğraf: https://www.google.com/search

Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Essaouira ya da Suvayr (eski adıyla Mogador  veya Mogadore) argan yağları ile oldukça ünlü ama şehrin dünya çapında tanınması “Game of Thrones” dizisi ile oldu.

Şehre geldik ve sahilden şehre doğru gidiyoruz. “Afrika’nın rüzgarlı şehri” olarak bilinen Essaouira özellikle Nisan-Kasım aylarında windsurf (rüzgâr sörfü) ve kite-surf yapanları kendisine çekiyor. Oldukça uzun olan sahil turistlerin ve yerli halkın okyanusta yüzdüğü, güneşlendiği, eğlendiği bir yer. Ancak  sahilde üstünüzü değiştireceğiniz kabinler ve duş alabileceğiniz yerler yok. Bunu özellikle grupta plajı deneyimleyen arkadaşlardan öğrendik. Biz okyanusa ayaklarımızı bile sokmadan şehre doğru gittik. Giriş ücretsiz. Şehirde göreceğimiz yerler fazla.

Limana yaklaştığımızda duyduğumuz keskin koku açıkçası bizi biraz rahatsız etti. Gerçekten çok gürültülü ve keskin kokulu bir yer.  Limanda mavi renkli ahşap teknelerin gelip gitmesini, ağların onarılmasını, tezgahlarda günün kazancı için satılacak ürünleri ve özellikle martıları izlemek keyifli.

Başlangıçta limanı olası deniz saldırılarından korumak için tasarlanan Sqala du Port, Essaouira Medinası’nın savunmasında önemli rol oynamıştır. Her biri 200 m uzunluğunda ve dik açıyla kesişen iki müstahkem kanattan oluşmaktadır. Donanma Kapısı’nın arkasında bulunan bir kanat, rıhtım ve kuru havuzu gözetlerken, diğer kanat takımadalara bakar ve bir zamanlar askerlerin, mühimmatın ve su kaynaklarının bulunduğu depoların üzerinde yükselir. Burası Game of Thrones’ta Astapor şehri sahnesi olarak kullanıldı. Martılar limanda sürekli uçuyorlar, bazıları iki yana sallanarak beton rıhtım üzerinde yürüyorlar.

Fenikeliler dilinde “küçük kale” anlamına gelen Migdol kelimesinden türeyen Mogador ismi günümüzde Essaouira Medinası olarak anılıyor. Kentin görkemli liman kapısı Bab El Marsadan geçiyoruz. Medina’nın giriş kapısının üzerinde bütün dinlerin bu kentte birlikte yaşadığını ispat eden David’in yıldızı, Saint Jean istiridyesi ve İslam’ın hilali yükseliyor.

Bab el Marsa’dan geçerek Essouira kentine girdik. Önümüzde, Moulay Hassan meydanı uzanıyor. Essaouira Medinası, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Kasbah’tan geçerken duyduğumuz müzik bir festival hazırlığı. Öğreniyoruz ki şehrin önemli bir özelliği de Afrika’nın ikinci büyük müzik festivalinin burada olması. Dünyanın her yerinden 200.000 kişinin katıldığı bu festival, kölelerin müziği gnawa’yı dünyaya duyuruyor. Kölelik tarihini anlatan, kölelikten kurtuluşu kutlayan gnawa müziği; şiir, müzik ve dansı bir yakarışla birleştiriyor. Müzik dalında UNESCO yaratıcı şehirler ağına dahil. Gittiğimizde şehrin meydanında festival hazırlıkları yapılıyordu.

Medina tam bir orta çağ kasabası. Medina içindeki sokaklar birbirine benziyor. Beyaz badanalı, pancurlu pencereleri olan berberi evleri, alt katları; deri, hasır, ahşap malzemelerden hediyelik eşya satan dükkanlar, sanat atölye ve galerileri, kumaşçılar, baharatçılar. Sokak çalgıcıları müziklerini turistlere sunuyorlar.

Kale, şehrin savunma için 1760’larda Sultan Sidi Muhammed ben Abdallah’ın hükümdarlığı sırasında inşa edilmiştir. Asıl amacı, Essaouira limanını potansiyel donanma işgallerinden korumaktır.

Kalede Portekiz döneminden kalma özenle korunmuş toplar bulunmakta.

Surların arasından bakmak çok güzel fotoğraf kareleri oluşturuyor. Kale tasarım, çevredeki manzarayla uyum sağlamakta.

Karaya bakan tarafta seramikler, oymalar, sanat eserleri vb. satan tezgahlar var.

Essaouira şehrinin Yahudi mahallesi olan Mellah, 1764 yılında şehir sakinleri tarafından kurulmuştur. Günümüzde Mellah olarak bilinen bu mahalle, 1764’te şehrin kuruluşundan bu yana oluşan Yahudi cemaatinin büyümesine yanıt olarak Sultan Moulay Slimane’nin emriyle 1807 yılında resmen inşa edilmiş.

Şehir surlarının hemen bitiminde, okyanus kıyısında Mellah’ın hemen dışında yer alan Yahudi Mezarlığına gidiyoruz. Ancak restore çalışmaları nedeniyle kapıdan döndük. 

Bayt Dakira (Hafız Evi) kompleksi içinde bir müze olarak hizmet veren üç katlı bina 1882’de inşa edilmiş. Fas’taki Yahudi yaşamını ve barış içinde bir arada yaşamayı konu alan zengin sergiler, fotoğraflar ve videolar içermektedir.

Essaouira eski şehrinde araba girişi yasak. Şehrin dışında araç kullanabilirsiniz. Şehir yürüme gezecek kadar küçük ve keyifli.

Essaouira gezimizi tamamladık. Marakeş’e dönüyoruz. Yine 3 saatlik yolumuz var.