Luzern İsviçre’nin bir başka doğa harikası köşesi. Buraya Bern’de 3 gece konaklarken 1 günümüzü ayırdık. Bern Luzern arası yaklaşık 1.5 saat. Luzern manzaraları, tarihi yerleri ile gezmeye doyamayacağınız bir yer.

Bizi buraya özellikle getiren ise; Dünyanın üstü açık ilk ve tek teleferiği oldu. Yanlış duymadınız dağlara üstü açık teleferik ile gideceksiniz, Manzaraları arada hiçbir şey olmadan (cam bile) seyredeceksiniz, tepenizde mavi gökyüzünü daha parlak hissedeceksiniz ve dağ havasını içinize çekerek doğanın derinliklerinde kaybolacaksınız.

Bahsettiğimiz Dünyanın ilk ve tek üstü açık teleferiği CABRIO. Düşünün bir kere üstü açık teleferikle giderken rüzgarın esintisini yüzünüzde hissedeceksiniz. Güneş ılık ılık dokunurken ve saçlarınız arasında hafif hafif dolaşan rüzgarla uçuşurken manzaranın keyfini çıkaracaksınız.

Bu muhteşem deneyimi yaşamak için Luzern’e geldik ve Cabrio’ya binmek için Stans’a gitmek gerektiğinden 19 dakikalık daha bir yolumuz var. Stans’a geldik. Bilet satış yerine yakın otopark var. Zaten şehirde otopark sorunu yok

Biletlerimizi alıyoruz. Bilet fiyatları pahalı gelebilir ancak bilet fiyatına gidiş-dönüş Cabrio ve Cabrio’ya bineceğimiz yere kadar götürüp getirecek olan funiküler tren ücreti de dahil. İnanın verdiğiniz paraya değer.

Funikülerin gelmesini bekliyoruz. İşte geldi.

Diğer gezginler ile birlikte güzel manzaralar eşliğinde, çiftlik alanları, çayırlar ve ormanlar arasındaki funiküler tren yolculuğumuz yaklaşık 5-6 dakika sürüyor.

İşte Dünyanın üstü açık ilk ve tek teleferiği ile yolculuk başlıyor .

Stanserhorn dağının zirvesine yani 1900m yüksekliğe gidiyoruz. Yaklaşık 2320m lik yolumuz var ve 7 dakika sürecek. Teleferik çift katlı, isterseniz alt katta kapalı yerde, isterseniz üst katta, terasta açık alanda gidebilirsiniz. Alt katta pencereler boydan boya ve istediğiniz zaman merdivenden yukarı çıkabiliyorsunuz.  

Oldukça güvenli korkacak hiçbir şey yok. Hızı saniyede 8m. kapasitesi 60 kişi. Biz biraz şanslıydık. Gezgin sayısı az ve kabinde rahatlıkla hareket edebiliyoruz.

Manzaraların tadını çıkarıp fotoğraflarımızı çekiyoruz.  Tepeye yaklaştık.

Burada yapabileceğiniz aktiviteler, zirvede 30 dakikalık bir yürüyüş yapabilir ve 100km lik Alpleri ve 10 gölün manzarasını görebilirsiniz.

Restoranda bir şeyler atıştırabilir, yamaç paraşütü yapabilir ya da bizim yaptığımız gibi karlı dağlara karşı dondurma keyfi yapabilirsiniz.

Seyir terasında karşı dağların zirvelerini, zirvenin diğer şehirlere olan uzaklıklarını gösteren tabelaları inceleyebilirsiniz.

Cabrio’yu seyredebilirsiniz.

İsterseniz karlarla oynayabilirsiniz. Cabrio ile hareket ve dağda geçireceğiniz zamanları dikkate alırsanız yaklaşık 3 saat ayırmak iyi olur.

Tekrar söylüyoruz. İnanın korkacak bir şey yok. Hani yükseklik korkusu olanlar bile deneyebilirler.

Giderken terasın keyfini yaşadık, dönerken ise alt katta döndük. Oldukça sempatik ve güler yüzlü teleferik görevlisi ile sohbet ettik. Güzel bir deneyimdi.

Şimdi Luzern’in diğer güzelliklerini görmeye gidiyoruz. Öncelikle Luzern denilince artık simge olmuş Kapell Brücke (Kapel köprüsü) ve Wasserturm (Su kulesi)‘u göreceğiz.

Kapell brücke: Kapel köprüsü:  Avrupa’nın ikinci uzun kapalı ahşap köprüsüdür.Ahşaptan yapılmış olan köprü aslında 14 yy’da yapılmış. Ancak 1993 yılında çıkan bir yangında zarar görmüş.Kısa sürede onarılmış.

Kapalı bir köprü olan Şapel köprüsünün tavan kısmında İsviçre’deki olayları anlatan 100den fazla üçgen şeklinde resim bulunmakta. 205m uzunluğundaki köprü araç trafiğine kapalı.  

Wasserturm (Su Kulesi): Köprünün hemen yanında sekizgen şekilli su kulesi yer alır. Kule 19 yy a kadar hapishane, arşiv kütüphanesi ve gözetleme kulesi olarak hizmet vermiş. Şu anda ziyaretçilere kapalı.

Löwendenkmal (Aslan Anıtı): Dünya’nın en etkileyici ve en mahzun taş kütlesi olarak adlandırılır. Çünkü yapılma sebebinin hikayesi üzücüdür. Fransız devrimi sırasında 1792 yılında Paris Tuileries Sarayı’nı korumaya çalışırken hayatını kaybeden yüzlerce muhafızın anısına yapılmış. Ölümcül bir mızrak yarası almış olan aslan figürü şeklinde yapılan anıt, 1820-1821 yılında heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından mevcut kaya kütlesi oyularak yapılmış.

Glatschergarten (Buzul Bahçe): Zamanda epeyce geriye gidip -yaklaşık 20.000 yıl kadar- buzulların toprağı kapladığı zamanlarda Luzern nasıl görünüyordu derseniz bu müzeyi görmeniz lazım. Luzern aslan heykelinin hemen yanında yer alan buzul müzedeki buzul kaplar, etkileyicidir. İsviçre’nin büyük bölümlerinin buzullarla kaplı olduğunu göstermektedir. Her gün açık olan müzede giriş ücreti biraz pahalı. Yetişkinler içim 15 CHF

Museggmauer ve Zytturm Kulesi (Zeitturm) Avrupa’nın en uzun ve en iyi korunmuş surları. Musegg Duvarı ve dokuz kulesi Luzern’in tarihi surlarının bir parçası.

Eski Şehir çevresinde çarpıcı bir taç oluşturan duvar uzaktan görülebilir. Surlar 870m uzunluğunda ve 600 yıllık.

Surlar üzerinde bulunan 9 kuleden Mannliturm, Zytturm, Wachturm ve Schirmerturm Kuleleri, 1 Nisan-1 Kasım tarihleri ​​arasında 08:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık.

Zytturm kulesi (Saat kulesi) 1442 yılında inşa edildi. Bu kulede 1535 yılından kaldığı söylenen şehrin en eski saati var. Kadranı göldeki balıkçıların okuyabileceği kadar büyük. Saat hala çalışır durumda ancak zili her saat başında şehirdeki kilise saatlerinden 1 dakika önce çalıyor..  

Yukarı çıkıp Luzern’in güzel manzarasını seyredebilirsiniz.

Musegg Duvarından şehre doğru ilerlerken Luzern’in değişik branşlarda eğitim veren okulu Kantonscchule Musegg‘in önünden geçiyoruz.

Franziskanerkirche: 1600’lü yıllarda yapılmaya başlanmış. Pembe ve beyaz resimlerle süslü iç mekânın yapımı 1750 yılında tamamlanmış. Kulelerinin inşası ise 1893 yılında tamamlanmış.

Alte Suidtersche eczane, Luzern’deki en eski eczanedir. Eşsiz ve iyi korunmuş eczane, 1833 yılından bu yana sağlık sektöründe seçkin ürün ve hizmetler vermektedir. Maalesef kapalı olduğu için ancak camdan içerisini fotoğrafladık.  

Şehri dolaşırken ilginç bir bina ile karşılaşıyoruz.

Bourbaki Panorama: 2000 yılında modernize edilmiş kubbeli Bourbaki Panoraması, 1871 kışına kadar İsviçre’ye kaçan 87.000 Fransız askerin iç içe geçtiğini gösteriyor. Biz Panorama Luzern’in içini gezmedik. Eğer İstanbul’daki Panorama 1453 Müzesine gittiyseniz içeride nasıl bir görsellik olduğunu bilirsiniz.

Hediyelik eşya dükkanlarını dolaşıp, Luzern’in muhteşem manzaralarını arkamızda bırakarak Bern’e geri dönüyoruz.