Delhi’de tur programında yer almayan tur serbest zamanında kendimizin değerlendirdiği ilginç bir yere gidiyoruz. Daha önce Delhi’de gezdiğimiz yerleri; Delhi’de gezilecek yerler-1, Delhi’de gezilecek yerler-2 , dosyalarımızda sizlerle paylaşmıştık.

Hindistan tapınaklar açısından çok zengin bir ülke. Delhi, farklı Tanrı ve Tanrıçalara adanmış birçok tapınağa sahiptir. Delhi’de konakladığımız sürede 5 tapınağı ziyaret etme fırsatı bulduk. İlk rotamız Akshardham Tapınağı.

Akshardham Tapınağı

Delhi’deki Common Wealth Köyü yakınlarındaki Akshardham Tapınağı ya da Akshardham Delhi olarak da anılan kompleks Delhi’nin en ünlü ve tüm Hindistan’ın en büyük Hindu tapınağıdır ve 2005 yılında açılmıştır. Kumtaşı ve mermerden inşa edilen yapı, geleneksel ve modern Hindu kültürü ve mimarisini yansıtır. Tapınak Swaminarayan’a adanmış bir ana tapınağa ve Rama & Sita, Radha Krishna, Shiv Parvati ve Lakshmi Narayan’a adanmış çok sayıda tapınağa sahiptir. Sabahın erken saatlerinde geldiğimiz tapınağın en güzel fotoğrafını çekebileceğimiz yerde kısa bir mola veriyoruz.

Tapınakta tanrıların tasvir edildiği oymalar, heykeller ve resimler yer alıyor; 200 taş figür, 234 sütun, 9 kubbe ve 20.000 heykel bulunuyor. En Geniş Kapsamlı Hindu Tapınağı olarak 2007’de Guiness Rekorlar Kitabı’na giriyor. Oldukça görkemli görünen tapınağa yaklaştıkça kalabalık giderek artıyor.

Tapınağa yakın bir yerde otobüsümüzden iniyoruz ve kapıya doğru yürüyoruz. Oldukça uzun bir kuyruktan ilerliyoruz. Tapınağın içinde fotoğraf, video çekimi yapmak, hatta telefon dahi getirmek kesinlikle yasak. Giderken yanınıza çanta, telefon, fotoğraf makinesi, akıllı saat, sigara ve hatta kağıt kalem bile almayın. Kadınlar ve erkekler farklı yerden giriş yapıyor ve oldukça sıkı aranıyorsunuz. Girişte kocaman bir tabelada yanınızda getirdiğiniz malzemelerden emanete bırakabileceğiniz ve bırakamayacağınız şeyler listelenmiş. Emanete makbuz karşılığında cep telefonlarınızı bırakabilirsiniz. Sadece cüzdanınız yanınızda olabilir. İçecek alabilirsiniz. İçeriye giriş biraz sıkıntılı. Gezmeyi bırakın sadece içeriye giriş için bile en az 1 saat gerekli.

İçeriye girdiğinizde inanılmaz bir rahatlama duyuyorsunuz. Cep telefonlarının olmadığı, insanların selfie çekmediği, sinir bozucu cep telefonlarının çalmadığı bir yerdesiniz. Ama bu güzelliklerden bir fotoğraf dahi çekememek üzücü. Hani telefonlar içeri girse gizlice bile çekmek mümkün ama maalesef telefonlar içeri alınmıyor.

Tapınağın manastır kısmında ayakkabı çıkarmak gerekiyor. Yanınıza her tapınakta olduğu gibi çorap veya galoş alın. Tabi ki kıyafetlere dikkat etmek gerek, en azından omuzlarınızı ve bacaklarınızı açıkta bırakmayacak şeyler giymeniz gerekiyor.

Bir şeyler yiyebileceğiniz kafeteryalar mevcut.  Tuvalet olanakları çok iyi ama temizlik için aynı şeyi söylemek zor.

Ziyaret saatleri: Pazartesi hariç, diğer günler 10.00-18.30 arası açık. Vaktiniz varsa saat 19.45’de yapılan su gösterisini mutlaka izleyin. Tapınak girişi ücretsiz

Iskcon Tapınağı

Iskcon olarak bilinen Sri Sri Radha Parthasarathi Mandir, Lord Krishna ve tanrıça Radha’ya adanmış bir tapınak 5 Nisan 1998’de açılmış.

Iskcon Tapınağı Hindistan’daki en büyük tapınak komplekslerinden birisi olup Uluslararası Krishna Bilinci Derneği’ne ait 40 tapınaktan biridir.  Rahipler ve hizmet sunucuları için çok sayıda odadan oluşur. Tapınakta kültürel ve dini işlevler için kullanılan 375 kişilik bir oditoryum bulunmaktadır.

Delhi’deki en güzel Krishna Tapınaklarından olan Iskcon’a güvenlik önlemlerinden geçtikten sonra giriyoruz. Merdivenlerden çıktıktan sonra tabi ki öncelikle ayakkabılarımızı çıkarıyoruz ve emanete bırakıyoruz. Şu ana kadar ayakkabı bırakmada bir sorun yaşamadık. Bazı kişiler ne olur olmaz diyerek ayakkabılarını çantalarına alıyor. İsteyenler ayaklarını çeşmelerde yıkayıp giriyor, tabi bu yıkamadan sonra ayaklarınız yine kirleniyor. İsteyenler bizim yaptığımız gibi çorap ya da galoş giyiyor.

İçeriye girerken yapılan ritüellere karışıyoruz.

İçeri girerken isterseniz bağış amacı ile tanrılara sunulan meyve tabağından alabilirsiniz.

İçeriye girdiğimizde oldukça kalabalıktı ve harika müzik eşliğinde ibadet yapanlarla doluydu.

https://www.youtube.com/shorts/tFoMiO2dbuc?feature=share

Rahatsız etmeden ayini izleyebiliyoruz hatta video ve fotoğrafta çekebiliyoruz.

İçeride karşımıza üç ayrı sahne benzeri yerde çok renkli tanrı heykelleri çıkıyor.

Yapının kubbesi de dini temalı motiflerle süslü.

https://www.youtube.com/shorts/gKu_cYKoL8M?feature=share

Devam edip koridora girince duvarlarda çeşitli tanrıların yağlı boya resimlerini görüyoruz, daire çizerek tekrar aynı yere geliyoruz.

Tapınağa giriş ücretsiz, ancak ayrı bir binada yapılan ses ve ışık gösterilerini izlemek isterseniz ücret ödemek durumundasınız.

https://www.youtube.com/shorts/hbt7Oj3iDCk?feature=share

Lotus Tapınağı

Lotus Tapınağı bir Bahai ibadethanesi olup 1986 yılında açılmıştır. Değişik bir mimariye sahip olan tapınak 9 kenar oluşturacak şekilde üçlü kümeler halinde düzenlenmiş 27 bağımsız mermer kaplı “yaprak”tan oluşuyor; 9 kapısı ve yaklaşık yüksekliği 34m olan bir salona açılıyor. Lotus Tapınağı bu görünüşü ile çok sayıda mimari ödül kazandı. Lotus çiçeği Hindu dininde saflığı ve kutsallığı simgeler. 

Bahai Dini bir Bahai ibadethanesinin tüm dinlerden insanların toplanacağı ve ibadet edeceği bir alan olması gerektiğini öğretir. Bahailik 19. yy’da Bahaullah tarafından İran’da kurulmuştur. Bütün insanlığın ruhani birliğini vurgulayan monoteist yani tek tanrılı bir dindir. Tüm Bahai İbadet Evlerinde olduğu gibi, dini, geçmişi, cinsiyeti veya diğer ayrımları ne olursa olsun herkes Lotus Tapınağına girebilir. Tıpkı Mevlana’nın “kim olursan ol yine gel” dediği gibi.

Lotus Tapınağına oldukça kalabalık bir kuyruk şeklinde ilerliyoruz. Merdiven kısmına geldiğimizde içeri girmeden ayakkabılarımızı çıkartıyoruz.

Onlar ayakkabılarınız için poşet veriyor ama siz yine de yanınıza bir poşet alın ne olur ne olmaz. Ayakkabılarımızı bırakmadık eğer bırakırsanız numara veriyorlar ama sonra o kalabalıkta tekrar geri dönüp ayakkabılarınızı almak gerek.  Bazen numaralar karışıp yanlış ayakkabı alabilme durumu da oluyormuş.

Merdivenlerden çıkıp Lotus’a ulaştığınızda hemen içeri giremiyorsunuz.  İki personelin rehberliğinde iki sıraya girdik ve içeri girmek için sıramızın gelmesini bekledik.

 Delhi’deki tapınak tüm dünyanın çeşitli yerlerinde ki Bahai tapınaklarının sonuncusu olarak bilinir. Tapınağın içerisine girdiğimizde tepede Yüzük Taşı sembolü görünmekte.

İçeride oturma sıraları var, tavan ve duvar alanları çıplak.  Tapınağın içerisi diğer tapınakların aksine oldukça sade. Çünkü Bahai kutsal yazılarında mabedin içinde hiçbir resim, heykel veya resmin sergilenemeyeceğini ve mimari bir özellik olarak hiçbir minber veya sunağın yer alamayacağını belirtir. Tapınak içerisinde ki kişiler gözleri kapalı meditasyon yapmakta ve tapınak oldukça sessiz. İçeride eğer dua etmeyecekseniz görecek bir şey yok. Fotoğraf çekmek yasak ama 1-2 fotoğraf çekip çıkıyoruz.

Tapınağın bir başka özelliği ise Delhi’de güneş enerjisini kullanan ilk tapınak olmasıdır. Tapınağın toplam 500 kilowatt elektrik kullanımının 120 kW’ı binadaki güneş panelleri tarafından üretilen güneş enerjisinden sağlanmakta.

Bu tapınağın çevresinde güzel çiçekli bitkilerin bulunduğu devasa bir bahçe alanı bulunmaktadır. Geniş araziler ve bahçeler boyunca yer alan bu tapınak, bir göletin içine yuvalanmış yüzen bir nilüfer bitkisine benziyor

Tapınak ziyaret saatleri:  Pazartesi hariç, her gün  08.30 – 17.00 arası açık ve ne zaman gelirseniz gelin çok uzun bir kuyruk var içeri girmek için.

Shri Digambar Jain Lal Mandir Tapınağı

Shri Digambar Jain Lal Mandir tapınağı adından da anlaşıldığı gibi bir Jain tapınağıdır ve  Delhi’deki en eski ve en iyi bilinenidir. 

Oldukça kalabalık bir bölgede Netaji Subhas Caddesi ve Chandni Chowk’un kesiştiği noktada, Kızıl Kale’nin hemen karşısında yer alan tapınak Şah Cihan’ın hükümdarlığı döneminde 1656’da inşa edilmiştir, 19.yy’ın başlarında genişletilip yenilenmiştir. Bugünkü tapınak binaları 1878 yılından kalmadır.

Tapınak etkileyici kırmızı kum taşlarından yapılmıştır ve ana ibadet alanında üç adet kırmızı kum taşı kulesi bulunmaktadır. Digambar Jain tapınağına, kırmızı renginden dolayı Lal tapınağı da denmektedir. Tapınak, Jain toplumu için bir ibadet yeridir, ancak her dinden olan kişi de ziyaret edebilir. Dünyanın her yerinden dua etmek, meyve, tahıl, pirinç ve mum sunmak için geliyorlar.

Avluya girdiğimizde Tapınağın önünde bir  manastambha olarak bilinen oyma mermer bir sütun duruyor. Bu, çoğu Jain tapınağında yaygın bir yapıdır ve bir şeref sütununu ifade eder.

Burada da önce ayakkabılarımızı çıkarıyoruz. Bu her tapınakta olan bir şey ancak burada diğer tüm deri eşyaları da çıkarmak gerekiyor. Birinci katta yer alan ana tapınağı ziyaret için küçük avlusundan geçip küçük bir merdivenden çıkıyoruz. 

Bu tapınakta çok sayıda tanrı vardır; ana tanrı, son Jain Tirthankara olarak kabul edilen Lord Mahavira’dır.

Lal Mandir’in hikayesine gelince: Yaklaşık 350 yıl önce Babür imparatoru olan Şah Cihan, 1648’de Delhi şehrini ve Kızıl Kale’yi inşa ettiğinde, birçok önde gelen Agarwal Jain tüccarını şehre yerleşmeye davet etti. Onlara Chandni Chowk’un güney ucunda arsa tahsis edildi. Ancak Jainlerin ibadet edecek yerleri yoktu. Ordudaki subaylardan biri, kampta Jain Thirthankar Parsvanath’ın bir idolünü tutuyordu. Arkadaşları ve halktan kişiler kampı ziyaret etmeye başlayınca, kamp bir tapınağa dönüştü.

https://www.youtube.com/shorts/Iqe_Vm9R10s?feature=share

Şah Cihan Jainleri yerleşmeye bizzat davet ettiğinden, subayın putları sakladığı yere tapınak inşa edilmesine izin verdi. Ordu kampına yakın olduğu için Lashkari tapınağı deniyordu. Leşkar, Urdu dilinde ordu anlamına geliyor. Lal Mandir, bir zamanlar Urdu tapınağı olarak biliniyordu.

Şah Cihan bu tapınağın inşasından sonra sadece 2 yıl daha yaşadı ve oğlu Aurangzeb diğer dinlerin dostu değildi. Pek çok Hindu tapınağını yıktı ama Aurangzeb Jain toplumunu yabancılaştırmak istemediği için, Kızıl Kale’nin önündeki Mandir hayatta kaldı ve 1878 yılında Agarwal Jain topluluğu bugün Lal Mandir olarak bildiğimiz muhteşem Kırmızı taş tapınağı inşa etti.

Ayrıca tapınakta kuş hastanesi bulunmaktadır. Kuş Hastanesi, Acharya Deshbhushan Maharaj’ın talimatıyla 1957 yılında inşa edilmiştir. Binada 60 yıldır yılda yaklaşık 15.000 kuş tedavi ediliyor.

Tapınak ziyaret saatleri: Holi’den Diwali’ye (Yaz saatleri): 05.30 – 11.30 / 18.00 – 21.30. Diwali’den Holi’ye (Kış saatleri): 06.00 – 12.00 /17.30 – 21.00

Gurdwara Sis Ganj Sahib Tapınağı

Delhi’de geldiğimiz son tapınak Gurdwara Sis Ganj Sahib, Delhi’deki dokuz tarihi Gurdwara’dan biridir. İlk olarak 1783 yılında Baghel Singh tarafından dokuzuncu Sih Guru Tegh Bahadur’un şehitlik yerini anmak için küçük bir türbe olarak inşa edilmiş.

Eski Delhi’de Chandni Chowk’ta tapınağın hikayesine bakılınca;  Dokuzuncu Sih Guru Guru Tegh Bahadur, Babür İmparatoru Aurangzeb’in emriyle 24 Kasım 1675’te burada başı kesilerek öldürülmüş. Ancak Guru’nun cesedi kamuoyunun görüşüne sunulmadan önce Lakhi Shah Vanjara tarafından karanlığın altına alındı ​​ve daha sonra Guru’nun cesedini yakmak için kendi evini yakmış. İşte bugün burada Gurdwara Rakab Ganj Sahib bulunuyor.

Tapınağa geldiğimizde yabancı turistlerin ve yerli halkın tapınağa giriş yerleri farklı. Biz de turistlerin içeri alındığı yere gidiyoruz.

Her tapınakta olduğu gibi burada da ayakkabılar çıkarılıyor. Hani her tapınakta ayakkabınızı çıkardıktan sonra çorap ya da galoş giyebilirsiniz diyorduk ya burada kadın ve erkekler çıplak ayakla girmek zorunda. Girişten önce ayaklarımızı su havuzuna basarak yıkıyoruz.

İkinci kural ise yine erkek ve kadın başlarını örtmek zorunda.

Biz de burada verilen bandanalar ile kafamızı örtüyoruz. Tapınağı gezmeye başlıyoruz. Çok kalabalık ve yoğun bir pazar alanında olan  tapınağın içinde  huzur dolu ve sessiz bir ortam var.

Tapınakta ilahiler ve müzik eşliğinde devam eden bir dua törenini görüyoruz. Oturup izlemeye başlıyoruz.

https://www.youtube.com/shorts/3KIeawNVA0g?feature=share

Ama burada dikkat edeceğiniz nokta oturuşunuz. Ayaklarınızı uzatarak oturmak yasak. Ayak tabanlarınızın öne doğru çıkmamasına dikkat ederek yere bağdaş kurup oturmanız gerek.

İlahileri dinledikten sonra tapınak gezimize devam ediyoruz.

Tapınağın mutfak ve yemek salonundan geçtik. Çok güzel bir ortam,  iyi niyet ve enerjiye sahipti.

https://www.youtube.com/shorts/yw0wrKSyrZc?feature=share

Güzel karşılanmamızın yanında mutfak gönüllülerinin chapati kızartmasını ve ekmek yapmak için hamuru yuvarlamasını, büyük mercimek çorbası tencerelerinin kaynatılmasını ve sebzelerin hazırlanmasını izlemek harikaydı.

Tüm bu hazırlıklar her gün binlerce kişiye günde üç defa bedava yemek servisi yapmak içindi.

Bizim de karnımız acıkmıştı ve biz de büyük bir zevkle chapati ekmekleri yedik ve yerken düşündük ki Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıktan gel; Hindistan’da bir Sigh tapınağında ekmek ye. Eeeeee kimin kısmeti nerde, ne zaman, nasıl gelir bilinmezmiş.

Tapınağın yanında Sihler tarafından oturup yemek yemek isteyen herkese yemek hazırlamak ve servis etmek için ayrılmış geniş bir alan var.

https://www.youtube.com/shorts/duIz65fK3mQ?feature=share

Tüm gönüllülerin bir oda dolusu insana zevkle ve mutlulukla yiyecek dağıttığı kocaman bir salon. Hint yemeklerini ve özellikle çok acıyı seviyorsanız bu yemeklerden de yiyebilirsiniz. Gerçekten bu ziyaretle Hint kültürünün büyük bir kısmını öğrenmiş olduk.

Dışarıda ise buraya yemek bağışı yapanların kişilere ikram ettiği helva benzeri yiyecekte yine kişilere ikram ediliyor.

Nereden geldiğin, kim olduğun önemli değil. Sınıf, sosyal durum veya din ne olursa olsun, günde 10 binden fazla insanı (ki hafta sonları 30 binin üzerinde oluyormuş) besliyor.

Kuzey Hindistan’daki tüm seyahatimiz boyunca yaşadığımız en etkileyici deneyimlerden biri oldu.