Marsilya’ya iki kez geldk. Her iki gezimizde Cruise gemileri ile oldu. İlk gezimiz Costa Magica Cruise gemisi ile yaptığımız Kanarya Adaları turumuz. Turumuzda bugün 2. gün ve biz Marsilya (Marseille) limanına yaklaşıyoruz. Tarihte denizcilerin kurduğu Marsilya şehri, zamanla eski liman denilen Vieux Port etrafında genişleyerek bugünkü halini almıştır. Marsilya, Fransa’da ve Akdeniz’de birinci, Avrupa genelinde dördüncü liman olarak gösterilmektedir.

Otobüsümüzle ilk olarak Marsilya’ya yaklaşık 40 dakika mesafede ki tarihi ve kültürel bir şehir olan ve modern resmin babası kabul edilen Paul Cezanne‘ın doğduğu yer Aix en Provence ‘ye gidiyoruz.
Aix en Provence
Şehre girerken rehberimiz bu şehrin adının okunuşu “eksanprovans” olduğunu söylüyor. Denize kıyısı olmayan bu şehir 4 üniversitesi, 200’ün üzerinde çeşmesi ve 300 den fazla aile çay bahçesiyle Fransız kültürünü yansıtmaktadır. Modern resmin babası kabul edilen Paul Cezanne‘ın doğduğu şehirdeyiz.

Şehir turumuza, ünlü La Rotonde Çeşmesi ile başlıyoruz. 32 m çapında ve 12 m yüksekliğindeki bu çeşme aynı ismi taşıyan La Rotonde Meydanı’na 1860 yılında inşa edilmiş. Yunusların sırtlarında on iki aslan, kuğu ve meleklerin bronz heykelleri ile çevrilidir. Çeşmenin tepesinde, Adalet, Tarım ve Güzel Sanatlar’ı gösteren üç kadın figürü heykeli bulunmaktadır. Bu nedenle üç güzeller çeşmesi denilmektedir.
François Villon Meydanı
La Rotonde çeşmesinin tam arkasında kalan bu meydan yeni şehrin merkezlerinden biri sayılabilir
Yazımızın başında bu şehrin modern resmin babası kabul edilen Paul Cezanne‘ın doğduğu yer demiştik. Meydan da ressamın heykeli ile karşılaşıyoruz. 1839 yılında doğan Cezanne bu şehirde hukuk eğitimi alırken resim dersleri de almıştır ve bu sanatı öğrenmek için Paris’e, çocukluk arkadaşı Emile Zola’nın yanına gitmiştir. İsviçre Akademisi’nde ve Louvre’da çalışmıştır. Modern sanatın gelişmesine yaptığı katkılar ve etkisi nedeniyle çoğu zaman modern sanatın babası olarak anılmıştır. Cezanne, 1906’da fırtına esnasında dışarıda resim yaparken rahatsızlanmış, bir hafta sonra zatürreden ölmüştür.

Yolumuza Aix Katedrali ya da Fransızca deyimiyle St.Saviours Katedraline gitmek için şehrin daracık ara sokaklarından ve tarihi dokusunu yansıtan binalarının arasında geçerek devam ediyoruz.




Aix Katedrali (St.Saviours Katedrali)
1. yüzyıldan kalma bir Roma forumu üzerine inşa edilmiş Roma Katolik Kilisesidir. Katedralin içinde duvardaki org dikkat çekicidir. Katedral içerisinde 6. yüzyıldan kalan girişte hemen sağda sekizgen konumda bir vaftizhane bulunur. Sütunların bir roma tapınağından alındığı tahmin edilmektedir.






Hotel de Ville Meydanı
Eski Şehir’in merkezine geldik. Bu meydanın asıl adı “Mairie” dir, Belediye binası olduğu için “Hotel de ville” meydanı olarak bilinir.Fransa’da belediye binalarına “şehir evi” anlamına gelen “hotel de ville” ya da “miare” deniyor. Meydanda önemli binalar bulunmaktadır.
Belediye binası İtalyan tarzı ön cephesi, kapı yanında bulunan sütunları ve balkon çıkıntısı dikkat çeker.

Saat kulesi (Tour de I’Horloge) 16 yy dan kalan anıtın saati çok ilginçtir. 1661 yılından beri astronomi saati olarak hizmet vermektedir. Kulenin en tepesindeki çan ilgi çekicidir.

Eski Tahıl Pazarıdır (L’Ancienne Halle aux Grains) Belediye binasının sağ köşesinde bulunan binanın kuzeye bakan cephesinde çatıya yakın bölümünde dikkat çekici bir alınlık vardır. Bu alınlıkta tarımsal refahın iki simgesi Rhone ve Durance nehirlerinin bereketi iki insan figürü ile anlatılmış. Özellikle heykellerden birisinin ayağının alınlıktan aşağıya sarkıtılması dikkat çekici. Alınlık, heykeltıraş Jean-Pancrace Chastel tarafından yapılmış.

Place d’Albertas (Albertas Meydanı)
Albertas Meydanı Aix-en Provence şehrinin simgesel meydanlarından birisidir. 18. yüzyılda Albertas şehrin önde gelen ailelerinden biriydi. 1724’te Henri Rainaud d’Albertas, Laurent Vallon’a özel konağının cephesini ve girişini tasarlaması için talimat verdi. Açık bir görünüm yaratmak için karşıdaki evleri satın aldı. Aslında meydan harap olmuş bir görüntü vermekte. Dört farklı malikane ile çevrili meydanın merkezindeki çeşme 1862 yılında inşa edilmiştir.

Notre-Dame de la Garde Katedrali
Aix en Provence’den Marsilya’ya geri dönüyoruz ve Notre-Dame de la Garde Ketedrali’ne gidiyoruz. Şehrin en tanınmış hatta sembolü haline gelmiş Katolik Bazilikasıdır. Bazilikanın ismi “Koruyucu Meryem Anamız” anlamına geliyor.

Marsilya’da eski limanının güney tarafında inşa edilmiştir. Kelimenin tam anlamı ile “İyi Anne” olarak tanımlanır ve denizcilere, balıkçılara ve tüm Marsilya’lılara göz kulak olduğuna inanılır. Bazilikanın kurulacağı kayalık 162 m yüksekliğinde ki kireçtaşı zirvesidir. Yüksekliği ve sahile olan yakınlığı nedeniyle tepe, önemli bir kale ve gözetleme noktası olmasının yanı sıra yelkencilik için bir dönüm noktası haline geldi.
Bazilikanın inşaatı 1852’de başlamış ve 21 yıl sürmüş. Bazilika, kayaya oyulmuş alt kilise, mahzen ve mozaiklerle süslenmiş bir üst kiliseden oluşmaktadır. Tepesinde kare çan kulesi ve altın varak ile yaldızlı bakırdan Meryem Ana ve çocuk heykeli bulunur.


Çan kulesi 41 m yükseklikte, kare şeklinde, bir pencere ve küçük bir balkona sahip beş kemerden oluşuyor. Çan kulesi, her iki yanında kentin kollarını taşıyan taş korkuluk ve her köşesinde bir melek ile çevrili kare terasla örtülmüştür. Meryem Ana’nın anıtsal heykeli 11.20 m dir.
Yukarı Kilisenin içine girdik. Tepede mozaiklerle bezenmiş üç kubbe bulunur. Her kubbe için çiçeklerin renkleri farklıdır: güneydoğu için beyaz, ortası için mavi ve kuzeybatı kubbesi için kırmızı. Güney doğu kubbesi mozaiklerinin belki de en önemlisi Nuh’un gemisi mozaiğidir. Ayrıca Yukarı Kilisede gümüş bakire heykeli de ilgi çekicidir.



Katedralden çıktıktan sonra tepedeki manzara görülmeye değer. Şehri kuş bakışı olarak görüyorsunuz. Manzara şahane. Biraz çıkarken yorulduk ama bu manzara her şeye değdi doğrusu. Her zaman rüzgar alan bir yer olduğunu unutmayın.

Katedral her gün 07.00-18.15 saatleri arasında açıktır. Limandan yürüme 20 dakikalık mesafede. Bölgeye ulaşanların 1 km’lik dik bir yokuştan çıkması gerekir. Kilisenin yanına ulaştıktan sonra 60-70 basamaklı merdivenlerden de çıkmak gerekiyor. Otobüsle ya da turist treni ile gelebilirsiniz. Eğer araba ile geliyorsanız otoparkların 17.30 da kapandığına dikkat edin. Otoparkta arabadan indikten sonra merdivenlere kadar gitmeniz gereken uzunca bir yol var. Funikuler 1967 senesine kadar çalışmış.
Katedralden sonra Longchamps Parkı ve Longchamps Çeşmesini görmeye gidiyoruz.
Longchamps Parkı

Şehir merkezindeki çok nadir bulunan yeşil alanlardan birisi Longchamps Parkı. Marsilya halkı buraya bir mola verip huzur aramaya gelirken, turistler bu ihtişamlı yerde Marsilya tarihinin tüm güzelliğini yansıtan örnekleri buluyor. Parka gelirken nereden girdiğiniz çok önemli. Boulevard Longchamp‘tan mı yoksa Boulevard du jardin zoologique‘den mi??? İlk ziyaret edeceklere, Boulevard Longchamp‘ın girişi tavsiye edilir. Bizde tavsiyeye uyduk. Çünkü ünlü Palais Longchamp bu girişe bakmaktadır.
Palais Longchamp (Longchamp Sarayı)
Longchamp Sarayı (Su Sarayı) görkemli heykelleri ve çeşmesi ile parkın Boulevard Longchamp‘ın girişine bakmaktadır. Saray olarak anılsa da aslında bir anıttır. Longchamp Saray’nın orta kısmını oluşturan Chateau d’Eau (Su Sarayı) 1849’da Durance Nehri‘nin suyunu Marsilya’ya getirmek için yaptırılan Marsilya Kanalı’nın bitiş noktasında kanalın açılışını kutlamak amacıyla inşa ettirilmiştir. Anıtın zirvesinde Durance Nehri’ni ve verimliliği sembolize eden Yunan Tanrıçası Demeter ve üç kadından oluşan heykeller yer alır. Demeter elinde üzüm ve buğday başakları tutar. Boğa heykelleri ise Durance Nehri’ne gem vurulmasını simgeler. Kadın heykellerin arkasında, anıtın merkezi yapısı içinde, oyulmuş sarkıtlar ve nimflerle süslenmiş insan yapımı taş bir mağara var. Üç kadın heykelinin altından ve boğalardan gelen su, ikincil bir havzaya ve ardından yapay bir gölete akar. Su, göletten şelaleye benzer bir yapıda çıktığı yeraltı borularına ve yanına dizilmiş on iki süslü bronz fıskiyeden ikinci, daha büyük bir gölete akar.

Longchamp Sarayından sonra Eski Limana doğru hareket ediyoruz.
Eski Liman (Vieux Port)
Şehrin merkezinde yer alan hatta merkezini oluşturan Eski Liman gerçekten çok hareketli bir yer. Marsilyalılar bu bölgeye “Eski Liman” anlamına gelen Vieux Port adını vermişler. Burası sadece Marsilya’nın değil, tüm Fransa’nın en eski limanıdır.

Eski Limanın bu kadar önemli bir yer olmasının diğer sebepleri ise: insan çeşitliliğinin en zengin olduğu, en kozmopolit bölgesidir.

If Adası‘na, Calanques‘e ve L’Estaque‘a giden tekneler buradan kalkar, M1 metro durağı, bir çok belediye otobüsü hattı, hop on-hop off otobüsler ile tur trenlerinin hem uğrak hem de başlangıç noktasıdır. Yani kısacası Marsilya’ya gelenlerin mutlaka uğrayacakları bir konumdadır.

Gare de Saint Charles (Saint Charles Tren Garı)
Şimdi şöyle diyebilirsiniz. Tren Garının ne özelliği varda görülecek yerler listesinde yer alıyor. Bazı tren garları önemlidir ve mutlaka görülmesi gerekir. Örneğin İspanya-Madrid’deki Atocha Tren İstasyonu da görülecek yerler arasında ilk sıralarda yer alır. Çünkü içerisinde botanik bahçesi var hem de 7000 den fazla bitkiye sahip. Neyse şimdi Marsilya tren istasyonuna dönelim ve hemen garın merdivenlerine bir göz atalım. Saint Charles tren garı Fransa’nın Afrika ve Orta Doğu kolonilerini sembolize eden ihtişamlı merdivenleri ile ünlenmiştir.

Şehrin ana garı olan Gare de Saint Charles Paris’ten, Lyon’dan, Aix En Provance’tan gelen hızlı ve normal trenlerin son durağı olup iki hatlı Marsilya Metrosu’nun da kesiştiği tek yerdir. Garın arkasında Marsilya’nın şehirlerarası otobüs terminali vardır. Garın sonradan ilave edilen 104 basamaklı görkemli merdivenlerinin alt kısmında, bir tarafı Afrika kıtasını diğer tarafı ise Ortadoğu’yu sembolize eden heykellerle süslenmiştir.


Marsilya’ya ikinci kez geldik
Marsilya’ya ikinci gelişimiz yine Cruise gemisi ile oldu. Bu sefer Costa Fascinosa ile Batı Akdeniz turumuzda ikinci gün yine Marsilya’dayız. Birinci gelişimizden farklı yerleri görmeye gidiyoruz.
MuCEM; Musée des Civilisations de l’Europe et de la Méditerranée (Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Müzesi)
Avrupa ve Akdeniz Uygarlıkları Müzesi (MuCEM; Musée des Civilisations de l’Europe et de la Méditerranée) Marsilya’nın Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildiği 2013 yılında ziyarete açıldı.


Müze Fransa’da Paris’in dışındaki ilk ulusal müzedir. Müze, Eski Marsilya Limanı’nın girişinde yapay yarımada üzerine inşa edildi. Limana giriş çıkışı, J4 liman iskelesinde ve Saint-Jean Kalesi’nde yer almaktadır: Akdeniz kültürünü tanıtmak amacıyla inşa edilen ilk müze olarak biliniyor.


Binanın dış beton cephesi dışarıdan bakıldığında dantel bir duvağı andırıyor. En dıştaki bu dekoratif beton cephe, camdan bir kare kutu olarak düşünülen iç cephenin dışına sarılmış. Müzeye karşı kıyıdaki Fort Saint-Jean kilisesine 130 m uzunluğundaki bir köprü ile yaya olarak geçmek mümkün.


Kilise müze projesinin bir parçası olarak restore edildi. Böylece müze Orta Çağ ile günümüz arasında bir köprü kurmuş oluyor. Müze’de farklı zamanlarda değişik sergiler düzenlenmekte. Biz gittiğimizde Mohamed El Khatib imzalı “Renault 12” yapılıyordu.




Sergide1970’li ve 1990’lı yıllar arasında Fransa’dan memleketleri Magrip ülkelerine (Fas, Cezayir, Tunus) yaz tatili için arabalarıyla giden göçmen ailelerin hikayelerine ve Akdeniz yolculuklarına odaklanmıştır. Sergi kapsamında müze alanında dönemin sembolü haline gelmiş çok sayıda bavullarla yüklenmiş orijinal Renault 12 ve Peugeot 504 model araç sergilenmiştir.




Fort Saint Jean (Saint Jean Kalesi)
Fort Saint-Jean Sualtı ve Denizaltı Arkeolojik Araştırmalar Dairesi’ne ev sahipliği yaptıktan sonra, 2013 yılından beri Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi’nin (MuCEM) bir parçasıdır. Mucem gezimizden sonra kaleyi görmeye gidiyoruz. Saint-Jean Kalesi, Mucem’in ayrılmaz bir parçasıdır.

Mucem’den kaleye köprüden geçerek gidiyoruz. Kale Mimar Rudy Rucciotti tarafından tasarlanan çağdaş binaya 115 m uzunluğunda bir yaya köprüsüyle bağlıdır.

Eski Liman girişinde yer alan bu askeri kalenin inşaatına 12. yy’da başlanmış 17. yy’da XIV. Louis döneminde tamamlanmış. Kale şehri dış deniz istilalarından korumak ve Marsilya halkı arasındaki iç isyanları bastırmak amacıyla kullanılmış. Kudüs Aziz Yuhanna Şövalyeleri’nin eski komutanlığı olan Saint Jean Kalesi, birliklerin Kutsal Topraklara ulaşmak için başlangıç noktasıydı. Saint Nicolas Kalesi’ne bakar. Büyük kare kule, limanı daha etkili bir şekilde korumak amacıyla Kral Rene tarafından 1447 ile 1453 yılları arasında inşa edilmiş ve Kral Rene Kulesi olarak anılmaktadır.



Yuvarlak kule ise 17. yy’ın ortalarına tarihlenmekte ve Fener Kulesi olarak anılmaktadır. Kule Marsilya gemi sahiplerinin isteği üzerine, 1644-1646 yılları arasında Saint-Jean burnunun batı ucunda “Fanal” kulesi olarak bilinen bir kule inşa edildi. Deniz seviyesinden 49 m yüksekliğe ulaşan gerçekten görkemli duruyor.


Kale Fransız Devrimi sırasında devlet hapishanesi, II. Dünya Savaşı sırasında Alman ordusu için mühimmat deposu olarak hizmet vermiş. Ağustos 1944’te meydana gelen bir kaza sonucu patlama, tarihi binaların bir kısmını yok etmiştir. Tarihi anıt olarak sınıflandırılan kale, tamamen restore edilerek Mucem projesine entegre edilmiş. Günümüzde Fort Saint Jean, Marsilya’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden olup kaleyi gezerken gördüğümüz muhteşem manzara gerçekten keyif verici Saint-Jean Kalesi ziyaret saatleri: Kale Salı hariç her gün saat 11:00-18:00 arasında açıktır. Mayıs, Haziran, Eylül ve Ekim aylarında saat 19:00’a kadar; Temmuz-Ağustos aylarında 10:00 -22:00 saatleri arasında açıktır.




Cosquer Mediterraneane
Karşıdan gördüğümüz bu binanın altında bir mağaranın replikası var desek, ne kadar inanırsınız? Evet yanlış duymadınız Cosquer Mediterraneane’nin altında gerçek bir mağaranın birebir kopyası bulunuyor. Bu mağaranın replikası çok iyi yapılmış; kendinizi gerçek bir mağaradaymış gibi hissediyorsunuz

Model yer altında bulunuyor; asansörle kısa bir süre aşağı iniyorsunuz ve ardından bir lunapark eğlencesine benzer şekilde sergiyi yavaşça geziyorsunuz. Almanca, İngilizce ve Fransızca dillerinde mevcut olan sesli rehber mükemmel. Küçük araç düzenli olarak durarak, aydınlatılmış hayvan gravürlerini veya çizimlerini gösteriyor ve ayrıntılı açıklamalar sunuyor. Sarkıt mağarası atmosferi de simüle edilmiş ve şaşırtıcı derecede iyi yapılmış. Müzenin en üst katında, tasvir edilen hayvanlar ve bazı ek bilgiler hakkında bir sergi bulunuyor. Bu kadar anlattık ama biz içeriye girip gezemedik. Çünkü gemi dönüş saatine yetişmemiz zor olurdu. İçeriye gruplar 6 kişi olarak alınıyor ve tur yaklaşık 3 saat sürüyor. Önümüzdeki sırayı da görünce sadece bilgileri okumakla yetindik. Ziyaret saatleri Hergün saat 09.30-18.00


Gerçek mağara nerede ve nasıl keşfedildi diye merak edenlere kısa bilgi: Cosquer Mağarası’nın hikayesi 1985 yılında başlıyor. O yıl, deneyimli bir dalgıç olan Henri Cosquer, Cap Morgiou yakınlarındaki Calanques’i keşfediyordu. Keşif sırasında 36 m derinlikte, kayaya oyulmuş bir oyuk fark etti ve içeri girmeye karar verdi. Yaklaşık 175 m uzunluğundaki su altı galerisinin sonunda, hayatını değiştirecek olağanüstü bir keşif yaptı. Mağaranın kalbinde, yaklaşık 30.000 yıl öncesine dayanan 480’den fazla resim ve oyma eserden oluşan bir koleksiyon ortaya çıkardı. Bunlar arasında penguen, geyik, dağ keçisi, bizon tasvirlerinin yanı sıra el izleri ve ocak izleri de bulunuyordu. Altı yıl süren çeşitli araştırmaların ardından Henri Cosquer keşfini açıkladı. Cosquer Mağarası tescil edilerek 1991 yılında halka açıldı. 1992 yılında tarihi anıt olarak sınıflandırıldı. Bugün mağaraya erişim yoktur. Fotoğraf: https://www.google.com/search

Marsilya Katedrali
Marsilya Katedrali (Sainte-Marie-Majeure Katedrali) yerel halk tarafından La Major Katedrali olarak adlandırılır. MUCEM ve Fort Saint Jean’a çok yakın olan katedral Fransa’da 19. yy’da inşa edilen tek katedraldir.

Daha önce aynı bölgede bulunan eski katedralin yerine yapılan yapı, Marsilya’nın dini ve kültürel mirasını temsil eder. Fransa’nın en büyük kiliselerinden olup 1852 ile 1893 yılları arasında 40 yıldan fazla bir sürede inşa edilmiştir.



İçeri girdiğimizde: Bizans kemerleri, heykeller ve renkli mermer sütunlar, mozaikler ve vitray pencereler, muhteşem mozaikler çok ilgi çekici. Kemerlerin altında, İsa’yı temsil eden 7 heykel bulunmaktadır; heykellerin etrafında İsa’nın 3 havarisi (Petrus, Pavlus ve Lazarus) ve 3 öğrencisi (Martha, Maximin ve Meryem Magdalena) yer almaktadır. Yapı, Marsilya piskoposluğunun merkezi olarak hizmet vermektedir ve bölgedeki önemli dini etkinliklerin düzenlendiği bir mekân olmuştur. Katedral her gün saat 09.00-18.00 saatlerinde ziyarete açık. Giriş ücretsiz












Notre Dame Katedrali
Marsilya’daki Notre-Dame de la Garde Bazilikası, şehrin 150 m yüksekliğindeki en yüksek noktasında yer alan ve denizciler tarafından koruyucu olduğuna inanılan ikonik bir Katolik mabedidir. Bazilikanın inşası 1853’te başladı ve 40 yıldan fazla sürdü. Katedralin çan kulesinin tepesinde yer alan 11 m boyundaki altın Meryem Ana heykeli denizciler için bir deniz feneri görevi görmüştür.

Katedral prens ve prensesler için hapishane görevi görmüş. Nisan 1793’te Kralın kuzeni Orléans Dükü Louis Phillipe, iki oğlu Montpensier Dükü ve Beaujolais Kontu, kız kardeşi Bourbon Düşesi Louise ve Conti Prensi ile birlikte birkaç hafta boyunca Notre-Dame de la Garde’da hapsedilmiş.









Notre-Dame Katedrali her yıl yaklaşık bir buçuk milyon ziyaretçi ağırlıyor, bunların çoğu sadece manzara için geliyor. Manzaralar gerçekten muhteşem. Katedral ziyaret saatleri: Her gün saat 07.00 – 18.00.Bazilikaya ve mahzene giriş ücretsizdir.


Palais du Pharo (Firavun Sarayı)
Palais du Pharo, Akdeniz’e bakan, Eski Liman’ın batısında yer alan bir saraydır . İmparator III. Napolyon tarafından İmparatoriçe Eugénie için 1858 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Ancak, 1870’te İkinci İmparatorluğun yıkılmasıyla birlikte bina henüz tamamlanmıştı. Günümüzde saray ve bahçeleri etkinlikler için kullanılmaktadır. Park halka açıktır. Yapı 2025 yılında yerel mirastaki önemini kutlamak amacıyla tarihi bir anıt haline gelmiştir. Sarayın ziyaret saatleri: Bahçeler her günü 07.00 – 21.00 açık. Giriş bahçelere ücretsiz.


Monument aux heros et victims de la mer (Deniz kahramanları ve kurbanları anıtı)
alais du Pharo Sarayı’nın yanında yer alan ve 1923’te açılışı yapılan bu muhteşem bronz yapı, Birinci Dünya Savaşı sırasında denizde hayatını kaybedenlere bir saygı duruşu niteliğindedir. Anıtta üç bronz denizci heykeli bulunmaktadır. Biri ayakta durmuş ve kolunu kaldırarak, zor durumda olan başka bir denizciyi tutmaktadır; üçüncüsü ise, denizcilerin teknesini güçlü bir şekilde eğen ve bir granit kayalık boyunca sürüklenen bir dalga tarafından boğularak ölmüştür.
Alex Jany anıt taşı
Marsilya yüzme şampiyonu Alex Jany’nin anısına dikilen anıt taşı Place Alex Jany’de yer almakta ve 2006 yılında heykeltıraş Bernard Brandi tarafından yapılmıştır.


El Domador De Oseznos (Ayı Yavrusu Terbiyecisi)
Fransız sanatçı Louis Botinelli tarafından 1911 yılında yaratılan ünlü bir bronz heykeldir. Tarihi Panier bölgesinde, Saint Lawrence Kilisesi’nin önünde ve Fort Saint-Jean yakınlarında, Esplanade de la Tourette’de yer alan heykel genç bir sokak sanatçısının iki ayı yavrusuna dengelerini korumayı öğretmesini göstermektedir.



