Porto tarihi, kültürel ve turistik mekanları, Dünyaca ünlü Porto şarapları ve bunların yapım yerleri ile her geçen gün kendisine duyulan ilgiyi artırmakta belki de Portekiz’in en fazla turist çeken yerlerinden birsi olmaya devam etmekte. Portekiz’e gittim diyen birisini görürseniz size ilk söyleyeceği iki şehirden birisidir Porto. Diğeri ise Lizbon. Yani Portekiz’e gelen her gezginin mutlaka uğradığı yada uğraması gereken bir şehir. Porto Portekiz’deki son durağımız. Burada 4 gün konaklayacağız. İki günü Aveiro ve Braga’ya ayırdık. Porto için 2 gün yeterli, hem de doya doya gezebilirsiniz. Haydi Porto gezi rehberimizi oluşturalım.

Porto şehrinin ortasından geçen Duoro Nehri şehri iki bölgeye ayrılıyor. Porto ve Gaia.

Porto’ya geldiğinizde iki köprü hemen gözünüze çarpar. Her ikisi de birbirine çok benzeyen demir köprüler. Birisi Dom Luis I Köprüsü, diğeri Maria Pia Köprüsü

Dom Luis I Köprüsü

1886 yılında Porto ile Gaia arasında ulaşımı sağlamak amacıyla yapılmış. Bu devasa köprüye Eiffel Köprüsü de deniliyor çünkü bu köprü Gustave Eiffel’in öğrencisi tarafından yapılmış. Dünya üzerinde 172m lik kemer açıklığı ile en uzun demir kemere sahip köprüdür. Dom Luis I köprüsü ise taşıt ve yaya trafiğine açık çok kalabalık bir köprüdür. İki katlı  Köprünün alt katı taşıt ve yayaların, üst katı ise tramvay ve yayaların. Köprüden para karşılığında atlayan gençler mevcut. Araba ile geçerken önünüze atlayıp para istiyorlar. Trafik o kadar yoğun ki ilerlemek bazen bayağı zor oluyor. Arabanın üstüne çıkıyorlar. Vermeyince bayağı bozuluyorlar. Siz ister yaya isterseniz arabayla geçin biraz dikkatli olun. Bizden söylemesi.

Maria Pia Köprüsü

Maria Pia Köprüsü Eiffell kulesini yapan Gustav Eiffel tarafından yapılan 1877 yılında tamamlanmış ve açılmış bir demiryolu köprüsüdür.Yayaların da kullanabildiği köprüdür.

Igreja do Carmo (Carmo Kilisesi)

Şehri dolaşırken gördüğümüz kilise dış cephesinin mavi çinili fayansları ile dikkatimizi çekti. Yanında ise ikinci bir kilise var. Igreja dos Carmelitas. İki kilise aralarında sadece 1m lik bir ev ile ayrılıyor. Evet yanlış duymadınız aradaki ev iki kilisenin ortak bir duvar paylaşmaması için inşa edilmiş.

Porto Katedrali (Se Catedral)

Se katedrali şehrin ana katedrali ve aynı zamanda baş piskoposun bulunduğu katedraldir. Çünkü Katedralin yanında katedralle bütünleşmiş gibi görünen bina Paço Episcopal do Porto yani Piskoposluk Sarayıdır. Katedrale ziyaretçi girişi yapılmıyor. Katedralin alanında gördüğünüz sütun Pelourinho do Porto yani Porto Sütunu. Eskiden suçluların asıldığı yer olarak biliniyor.

Katedrali dolaşırken bir heykel ile karşılaştık.

Porto Katedralinin hemen yan tarafında Estatua de Vímara Peres- Vímara Peres Heykelini görürsünüz. Asker olan Peres Minho ve Douro arasındaki bölgenin yeniden canlandırılması için çalışmış.

Porto Tram City Tour

Porto’ya gelip de tarihi tramvaya binmeden olmaz. Batalha Guindais istasyonu başlangıç. 3€ verip tramvaya biniyorsunuz. Güzergah çok kısa 35 dakika sürüyor.

Ama şehri görmek için de eğlenceli. Yavaş gittiği için etrafı rahatça seyrediyorsunuz. Tam bir daire çizip başlangıç noktasına gelebilirsiniz.
İnip binerseniz tekrar ödeme yapmak zorunda kalırsınız. Yani hop on-hop off değil.

Burası tramvayın önümü arkası mı belli değil.

Ayakta arkada veya önde durursanız görüş alanınız çok iyi olur. Tramvay sürücüsü son durağa gelince ya da ilk duraktan kalkarken koltuğunu alıp geliyor ayarlama yapıyor. Bu biraz bize komik geldi. Ben kullanıyorum gibi duruyorum.

Son durağa geldik. İniyoruz. Şimdi aynı duraktan funikülere bineceğiz.

Funicular dos Guindais

Porto hayli inişli çıkışlı bir şehir, şehrin merkezine yürümek istemeyenler için iyi bir ulaşım alternatifi. Porto tramvayının kalktığı aynı istasyondan aşağı doğru gidip biletinizi alıyorsunuz.

Uzun bir günün ardından, merdivenlerden yukarı veya aşağı yürümek zorunda kalmadan hem manzarayı seyredelim hem de Porto’nun olmazlarından birini daha deneyelim dedik. Mesafe kısa, zaman sadece 3 dakika ama Dom Luis I köprüsüne inmenin de en kolay yolu.

Tramvay, teleferik derken sıra geldi bir kitapçı görmeye. Şimdi siz neden bir kitapçı diyebilirsiniz. Bu öyle sıradan bir kitapçı değil. Burası Livraria Lello. Öyle sandığınız gibi bir kitapçı hayal etmeyin. Ama ününü Harry Potter ile biraz daha arttırmış.

Livraria Lello.

1869 yılında yapılmış, ahşap görünümlü iç dizaynı, spiral kırmızı merdivenleri, vitray tavanıyla çok güzel bir yer. 1906’da Lello kardeşler; (Jose ve Antonio Lello) burada kitapçıyı açmışlar. Dünyanın en güzel üç kitapçısından biriymiş Lonely Planet’e göre. Oldukça ünlü olan Porto’ya gidenlerin mutlaka uğradığı bu mekan 1991-1993 yıllarında Harry Potter’in yazarı JK Rowling’in ilham kaynağı olmuş ve yazar kitaplarını burada yazmış.  Yazarın aldığı ilhamlardan birisi Porto’da siyah pelerinleri ile dolaşan gençler. Porto’da bazı üniversite öğrencileri “traje academic” denilen kıyafeti yani siyah pelerinleri ile dolaşıyorlar. Belki sırada beklerken ya da oralarda dolaşırken böyle siyah pelerin giymiş gençlere rastlayabilirsiniz. Biz maalesef görmedik.  Neyse bu kadar ün kazanmış yere hemen gittik.

İçeri gireceğiz, ama kapıda gülümseyen bir genç kız “biletlerinizi görebilir miyim?” dedi. Biz de gülümsüyor, herhalde şaka dedik. Çünkü gireceğimiz yer müze değil, katedral değil, saray değil. Burası ücret ödenerek girilen ilk kitapçı olma özelliğini taşıyormuş. Bize hemen sokağın biraz daha üst tarafında köşede biletleri alacağımız yeri tarif etti. Oraya gittik. İnanılmaz bir sıra. Ne yapalım girdik sıraya yaklaşık 45 dakika sonra biletlerimizi aldık. Hemen kitapçıya gittik. Baktık sıra az hemen girelim dedik. Yine gülümseyen kızımız ama artık gülümsemesi bizde sinir yaptı. Girmemiz gereken sırayı gösterdi. Meğerse az gördüğümüz sıra yolun kitapçıya yakın olan kısmı imiş. Yolu kapatmamak için arada boşluk oluyormuş. Biletleri almışız yapacak bir şey yok. Girdik yolun öbür tarafındaki kuyruğa. Eğer kitabevinin kuruluş gününde gelirseniz giriş ücretsizmiş.

Yaklaşık 1 saat bekledikten sonra sıra geldi. İçerisi o kadar kalabalık ki grup grup alıyorlar. Baştan dedik ya burası bildiğiniz kitapçılardan değil. Ama bu kadarını biz de tahmin etmedik. İşin sadece güzel bir tarafı var. İçeriden kitap atın alırsanız bilet ücreti kadar indirim yapıyorlar. İşte kapı göründü, içeriye giriyoruz.

İçerisi sanki pazar yeri gibi kalabalık. Adım atacak yer yok. Google’daki resimlere bakıp ta sakin bir yer diye sakın düşünmeyin. Ama kararlıyız. Bu kadar gelmişiz her yeri göreceğiz, üst kata çıkacağız ve bu kalabalıkta fotoğraflarımızı da çekeceğiz. Aslında herkesin derdi de aynı. Aşağıda kitaplara şöyle bir bakıp kırmızı kıvrıla kıvrıla yukarı giden merdivenlerde poz vermek ve özel hazırlanmış Harry Potter odasını görmek.

Yukarı çıkmadan önce aşağıyı inceliyoruz. İki bronz büst dikkatimizi çekiyor. Heykeltraş Abel Salazar tarafından yapılmış. İber yarımadasında en büyük yazarlarından ikisi olan Eça de Queiroz ve Miguel de Cervantes’i temsil ediyorlarmış. Alt kattaki bazı kitaplar cam bölmeler içerisinde bulunuyor. İçlerinde en eski kitaplar varmış hatta bazılarının tarihi kitapçının açılışına kadar gidiyormuş. Yani nadir kitaplar ve ilk baskılar cam bölmelerin ardında dikkatle ve özenle tutuluyor.

Harry Potter odasındayız. Güzel dizayn edilmiş küçük bir oda.

Kıvrıla kıvrıla kırmızı ama artık eskimekten beyazlaşmış merdivenlerden çıkıyoruz.

Tavan dikkatimizi çekti. Rengarenk, göz alıcı ve oldukça görkemli görünen vitray tavan penceresi bir panelmiş. Tavan oyulmuş ahşaptan yapılmış gibi görünüyor; merdivenlerin alt kısmındaki süslemelerde de kullanılan bir teknikmiş.

Fotoğrafları yukarıdan aşağıya çektik. Tüm burada kalış süremiz 30 dakika ancak olmuştur. Hemen dışarı çıktık ve nefes alabildik. Düşüncemizi sorarsanız bilet sırası ve içeriye giriş sırası zamanlarını da dikkate aldığımızda görmesek de olurmuş dedik. Ama görmesek de aklımız kalırdı. 

Kitapçıda sırada beklemekten bayağı yorulduk. Haydi şarap test etmeye gidelim.

Porto şaraplarını test etmek için Vinho do Porto’ya gidiyoruz. Şarap mahzenlerini ve yıllanmış şarap fıçılarını göreceğiz. Duoro bölgesinde yetişen üzümlerden yapılan şarap yani Porto şarabı dünyaca ünlüdür. Şarap üretimi Porto’nun en önemli kazanç kaynağı.

Ama önce kıyıda hem dinlenelim hemde bir şeyler atıştıralım. Bizim çok sevdiğimiz sokak tadı Churraria.

Duoro’da üretilen şaraplar Rabelo adı verilen ahşap kargo tekneleri ile Gaia bölgesindeki şarap evlerine taşınıyormuş. (Rabelo tekneleri şimdi turistik amaçlı gezi tekneleri olmuş durumda).

Taşınan şaraplar burada yıllanmaya bırakılıyor, şişeleniyor ve meraklılarına sunuluyor. Tüm şarapevleri Gaia bölgesinde toplanmış. Burada çok fazla şarap evi var ama en bilinenleri Calem, Offley, Taylor, Sandema ve Quinta de Santa Eufemia. Biz sizler için Taylor, Quinta Santa Eufemia ve Quinta dos Corvos‘a gittik. Ayrıca daha küçük aile işletmesi olan Augusto’s’u da görüntüledik.

Taylor Şarap Evi

Taylor, Porto’nun en önemli şarap evlerinden birisi. Üç yüzyıldan fazla bir süre önce 1692’de kurulan Taylor, en eskilerinden biridir. Tamamen Porto şarabı üretimine ve özellikle de en iyi stilleri üretmekle ünlüdür.

Quinta Santa Eufemia Şarap Evi

Dünyadaki en eski firmalardan birisi olupi Douro Vadisi’nin (1756’da) güney kıyısında, 45 hektarlık üzüm bağları üzerinde kurulmuş. En iyi şarapları elde etmek için şarapları granit değirmenlerinde en zengin üzüm çeşitlerinden üretim yapıp şarapları meşe fıçılarda yaşlandırıyorlarmış.

Quinta dos Corvos Şarap Evi

Quinta dos Corvos, Sabrosa’da, Pinhao nehrinin kıyısında 300 metre yükseklikte yer alıyor.  Üretimi % 80 kırmızı üzüm ve% 20 beyaz üzüm şeklindedir.

Augusto’s Şarap Evi

Vila Nova de Gaia’nın küçük bir sokağındaki aile işletmesidir. Şarap ve nasıl yapıldığıyla ilgili sunum yaklaşık yarım saat sürüyor. Ardından çok lezzetli Porto şaraplarını tadabilirsiniz. El ilanları dağıtıyorlar. Biz de ilana bakarak gezdik. Küçük ama sevimli bir yer.

Offley Şarap Evi

Dünyaca ünlü diğer bir marka’da Offley. Maalesef o gün kapalı olduğu için gezemedik. Sadece önünden geçtik.

Şarap evlerine ister turlara katılarak isterseniz kendiniz de gidebilirsiniz. Şarap tadabilmek için 1 tadım için 5€ vermek zorundasınız.

Şarap evlerinde şarap fiyatları aslında sanıldığı kadar pahalı değil. Tadı hoşunuza gideni kendiniz veya dostlarınız için alabilirsiniz.

İsterseniz hiç şarap evlerini gezmeden dışarıdaki kafelerde 5 tadım 5€ uygulamasından da yararlanabilirsiniz.

Porto şarapları kalite kontrolünden sonra Gaia teleferiğine binmeye gidiyoruz.

Teleferico de Gaia (Gaia Teleferiği)

Douro Nehri’nin kıyısında çok güzel bir deneyim daha. Biz zaten teleferik gördük mü denemeden dönmeyiz. Panoramik manzarası muhteşem. Rabelo teknelerini, nehrin iki yakasını, şarap evlerini yukarıdan görmek güzel. Evet tur sadece 5 dakika sürüyor, kısa bir mesafe (600m) olmasına rağmen, binmeye değer. Sıra yok, olsa da çok çabuk geliyor. Köprüyü yaya geçip tek yön ya da gidiş dönüş alabilirsiniz.

Museu Romantico da Quinta da Macieirinha (Romantik Müze)

Charles Albert’in İmparatorluk Avusturya ordusu tarafından mağlup edildikten sonra sığındığı  bir konakta yer almaktadır. Hayatının son yılını, 1849 yılında tüberkülozda ölene kadar geçirdi. Romantik Müze 19yy aristokrat evini yeniden yaratıyor.

İç mekan, resim ve antikalarla güzelce dekore edilmiş odalarıyla özel bir cazibeye sahiptir.  Gezerken bile çok hoşlanacağınız ve huzur duyacağınız bir yer. Girişte çok az bir ücret ödüyorsunuz.

Jardins do Palacio de Cristal (Kristal Saray ve bahçesi)

Porto’nun yüksek kesimine, Douro Nehri harika manzaralı güzel bir yer ama ne yazık ki Kristal Saray tadilattaydı. Bahçeyi gezdik.


Avenida dos Aliados

Avenida dos Aliados, genellikle Porto’nun şehir merkezi olarak kabul edilir ve bu nedenle en görkemli caddedir. Caddenin tepesinde, yüksek bir çan kulesi (70m yüksekliğinde) bulunan saray binası yani  Belediye Sarayı bulunmaktadır. Granit ve mermerden yapılmış tasarımı görkemlidir. Binanın önünde Portekizli yazar Almeida Garrett’in modernist bir heykeli var.

Serra do Pilar Manastırı

16-17 yy dan kalan nehre bakan yüksek tepedeki dairesel kilise ve manastır yapısı ile dikkat çekmekte.  Tepeye kadar biraz yokuş. Çıktığınıza değer. 1996 yılında UNESCO’nun koruması altına alınmış.

Clerigos Church (Clerigos Kilisesi)

1750 yılında tamamlanan Clerigos kilisesinin kulesi Torre Dos Clerigos şehrin çeşitli yerlerinden görülebilmekte. Porto’nun simgesi olmuş bir yapı. 76 metre yüksekliğindeki kuleye 240 basamakla çıkılıyor. Göze alıpta çıkabilenler Porto’nun eşsiz manzarası ile karşılaşacaklar. Porto’yu seyretmek için güzel yerlerden birisi

Sea Bento Tren İstasyonu

1904’te yılında inşaatına başlanıp birkaç yıl içinde tamamlandı. İçeri girdiğinizde  duvar resimleri, ülke tarihinin anlarını temsil ediyor ve güzel çinileri izleyebilirsiniz. Biz istasyonu gezmedik. Sadece dışarıdan gördük.

Porto gezimizi tamamlarken şehri panoramik olarak turladık.