Doğu Anadolu gezimizde durağımız Ağrı. Iğdır’dan akşama doğru yola çıktık ve yaklaşık 1 saat sonra Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde konaklayacağımız Golden Hill Hotel’e geldik. Günün yorgunluğu ile yemek sonrası herkes odalarına çekildi.

İşte yeni bir gün ve Doğubayazıt’ın 7 km güneydoğusunda bir bey kalesi olan İshak Paşa Sarayı ya da İshak Paşa Külliyesi‘ndeyiz. Rehberimiz Derya Hanım’dan bilgileri dinliyoruz.  

İshak Paşa Sarayının kimin tarafından yaptırıldığı konusunda bir karışıklık varmış. İshak Paşa Sarayı Bayezid Sancağı’nın beylerinden olan Abdi Paşa tarafından yaptırılmaya başlanmış ve haleflerinden İshak Paşa tarafından yapımı tamamlanmış. Çıldıroğulları’ndan İshak Paşa tarafından yapıldığı bilgisi yanlışmış. Söz konusu İshak Paşa hiç Ağrı’da bulunmamış ve Çıldır valisi olarak Ardahan’da görev yapmıştır. İki İshak Paşa birbirine karıştırılmaktaymış.

Karaburun tepesinde ki İshak Paşa Sarayı’nın yapımı 99 yıl sürmüş. Saray 116 odalı.  Sarayda iç ve dış avlular, surlar, cami,  divan  ve  harem salonları,  erzak depoları, cephanelik, koğuşlar gibi pek çok bölüm bulunmakta. Gezdiğimiz birçok ülkede gördüğümüz şatoları hiç de aratmayacak bir örnek olarak ayakta durmakta. Yıllar içerisinde Sarayın cami dışındaki bölümlerinin çoğu yıkılmış, harap olmuş ve restore edilmiş. Ancak çatı kaplamaları bizce bu özgün sarayın görüntüsüne oldukça zarar vermiş.

Fotoğraf: https://www.kulturportali.gov.tr/portal/agri-nin-gozdesi–ishak-pasa-sarayi

Sarayın girişi, savunması en zor olan doğu cephesindedir. Anıtsal taç kapı’da kabartma, süsleme ve zengin bitki motifleri görülüyor.

Tek kubbeli cami, iki ayrı renk taşla örülmüş minaresiyle oldukça görkemli görülüyor. 

Caminin kıble duvarının dışındaki türbe geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiş. Sarayın duvarları, Türk Hat Sanatı’nın sülüs yazı örneklerinden ayet ve beyitlerle süslenmiştir. Bitki motifleri ve hayvan figürleri bulunmaktadır. İshak Paşa Sarayının kapılarında bulunan bitki motifleri, anıtsal taç kapısı olmasını sağlamıştır. Aynı zamanda saray içerisinde bulunan selvi ağacı kabartmaları sonsuzluk, bereket ve cenneti simgeler. Sarayın duvarları ve tabanı taştandır.

İshak Paşa Sarayının iç kısmında 21 basamaklı merdivenle zindana inebilirsiniz. 

Sarayda gezerken bahsetmeden geçemeyeceğimiz önemli konu. Tuvalet bulunması. Neden bu kadar şaşırdınız. Harem bölümünde Bayezit Ovası’na bakan özel manzaralı bir tuvalet de günümüze ulaşmış. Versay sarayını gezerken tuvalet olmadığını duyunca çok şaşırmıştık. Sarayın yüzyıllar boyunca koktuğunu yazmıştık. Merak edenler Versay Sarayı yazımızı okuyabilirler.

Videolar You Tube Kanalımızda. Kanalımıza abone olmayı unutmayın. Bizi Instagram hesabımızdan takip edebilirsiniz.

Sarayı gezerken hem ihtişamını hemde sakladığı sır dolu yaşamı düşünmeden edemiyoruz. Saray sır dolu bir efsaneyi de bağrında gizliyor. Gezerken sessizliğin içinde sanki bu hikayeyi kulağınıza fısıldıyor olayın kahramanları Gülbahar ve Ahmet. Ölümsüz aşklar hüzünle doludur. Sonunda birbirine kavuşamayan gençlerin aşkının ruhu yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşır, sarayın içerisinde yankılanır. Bu aşkı Yaşar Kemal Ağrı Dağı Efsanesi kitabında anlatır. Haydi hem sarayı gezelim hemde bu sarayda yaşanan Gülbahar ve Ahmet’in ölümsüz aşkına kulak verelim.

Efsanemiz; Bayazıt Valisi Mahmut Paşa’nın kızı Gülbahar ile çoban Ahmet’in acı aşk öyküsüdür.

Ağrı Dağı’nın eteklerindeki Sorik Köyü’nde yaşayan Çoban Ahmet’in evinin önünde beyaz bir at durur. Geleneğe göre; at 3 kere yola bırakılır, üçünde de geri gelir ve aynı kapıda durursa o evin erkeği atın sahibi olur. Beyaz at 3 kere geri dönerek Çoban Ahmet’in evinin önüne gelir. At artık Çoban Ahmet’indir ve “at benim kısmetimdir” der. Aslında at Bayazıt Valisi Mahmut Paşa’ya aittir ve kaybolan atını aramaktadır.  Ancak geleneklere göre atın artık Ahmet’in olduğu söylenince Paşa, Musa beyi gönderir ve Ahmet’i ikna etmesini söyler.

Musa bey Ahmet’i ikna eder ve saraya getirir. Paşa Ahmet’ten atını ister ancak Ahmet atı vermeyeceğini söyler. Bunun üzerine Paşa; Musa beyi ve Ahmet’i İshak Paşa Sarayı’nın zindanına atar. Zindan da sofi de vardır. Sofinin kavalını Mahmut Paşa’nın kızı Gülbahar gelip dinlemektedir. Ahmet’i gören paşanın kızı Gülbahar ona aşık olur. Mahmut Paşa bunu duyar ve Ahmet’i öldürmeye karar verir.

Gülbahar çok üzülür, çareler arar ve gece olunca zindana gider. Ahmet’i görmek ister. Zindancı Memo’da, Gülbahar’a aşıktır ve bir tutam saçını vermesi durumunda Ahmet’i göstereceğini söyler. Gülbahar, Ahmet’i görmek için belindeki hançerle saçını keserek Zindancı Memo’ya verir.

Köylüler atı paşaya verirler. Ancak Paşa, Ahmet’in öldürülmesi için atın kendisine ait olmadığını söyler ve idamını ister. Bunun üzerine halk ayaklanır, ayaklanmadan korkan paşa Ahmet’in canını bağışlamak için bir şart koşar. Ağrı Dağı’nın tepesindeki ateşi getirirse hem Ahmet’in canını bağışlayacak hem de kızı Gülbahar ile evlendirecektir. Ancak binlerce yıldır Ağrı Dağı, ateşini çalmaya gelenleri geri göndermez. Ahmet bu zorlu yolculuğa çıkar ve kutsal ateşi dağdan paşaya getirir. Paşa sözünü tutar Ahmet’in canını bağışlar ve kızı Gülbahar ile evlendirir.

Şimdi diyeceksiniz ki eeee işte ölümsüz aşkta mutlu son olmuş. Durun daha hikaye bitmedi. Gençler henüz birbirlerine kavuşmadı. İşte tam burada efsanenin sonu iki ayrı şekilde anlatılır.

Birincisi; gerdek gecesi Ahmet’in yüreğine bir kurt düşer ve Gülbahar’a kendisini görmek için zindancı Memo’ya ne verdiğini sorar. Gülbahar sadece bir tutam saç verdiğini söyler. Bunu öğrenen Ahmet kıskanır ve yatağının ortasına bir hançer koyar. Bunun anlamı ise; törelere göre, kadın kendini suçlu buluyorsa hançeri bağrına saplayarak ölümü seçer yok eğer kendini yalnızca erkeğine vermişse bu kez hançeri kocasının bağrına saplayarak öldürür. Gülbahar sabaha dek uyuyamaz. Ağrı Dağı’nın doruğundaki ateşin yeniden alevlendiğini görür ve zamanın geldiğini anlar. Hançeri olanca hızıyla gerdeğe giremeyen kocası Ahmet’in kalbine saplar.

İkincisi; Gülbahar Ahmet’i nasıl kurtardığını anlatır. Ahmet kalkar gider, arkasından Gülbahar onu takip eder, ancak Küp Gölü denen gölün orada onu kaybeder. Efsaneye göre; o gün bugündür, Küp Gölü’nün oralardan geçenler, gölün kıyısına oturmuş, başı iki elleri arasında gözlerini som mavi suya dikmiş Gülbahar’ı gördüklerinden bahsederler. Arada sırada Ahmet’de gölün sularında Gülbahar’a gözükür. Gülbahar’ın Ahmet’e doğru yürüdüğünü ve Ahmet, Ahmet! Sen de benim yerimde olsan benim yaptığımı yapardın” diye seslendiğini söylerler. Göl kaynar, Ahmet silinir, Gülbahar silinir ve küçücük bir ak kuş gelip kanadını suyun som mavisine batırır. Ve sonra da bir atın kapkara gölgesi gölün üstünden gelir geçer.

Ağrı Dağı’nın yamacında, 4200 m’de bir göl var, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğünde. Çok derinlerde. Göl değil sanki bir kuyu. Gölün dört bir yanı, kırmızı, keskin, bıçak ağzı gibi ışıltılı kayalarla çevrili. Sonra gölün mavisi başlar. Bu, bambaşka bir mavidir. Belki de efsanede anlatılan olaylardan dolayı mavi bir başkadır. Bu ölümsüz acı aşk hikayesi yüzyıllar geçse de dillerden dile dolaşmaya devam edecektir.

Videolar You Tube Kanalımızda. Kanalımıza abone olmayı unutmayın. Bizi Instagram hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İshak Paşa Sarayı’nın karşısında, Kürt alimlerinden Ahmedi Hani’nin camisi ve türbesi var. Tur programında olmadığı için gidemediğimiz ancak karşıdan fotoğraflarını çektiğimiz Şeyh Ahmed-i Hani Türbesi nam-ı diğer Hani Baba Türbesi’ne İshak Paşa Sarayından yukarıya doğru yaklaşık 500 m tırmandığınızda varıyorsunuz. Üç kubbeden ve siyah kesme taştan oluşan türbesinin girişinde mezarlık var.

Türbe ve caminin ötesinde ki tepede Urartulardan kalma bir kale vardır. Kayalıklar üzerindeki bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla kale Urartular Dönemi’nden kalmıştır. İshak Paşa Sarayının karşısındaki dağa baktığınızda görebilirsiniz.. Kale duvarları yamacı sarıp sarmalıyor. Gitmek isteyenler için keçi yolundan biraz zor bir tırmanışla çıkmak gerekiyor.

İshak Paşa Sarayı’ndan ayrılırken her turda geleneksel olan toplu fotoğrafımzı çekiyoruz.

Gezimize Ağrı’dan Van’a doğru devam ediyoruz. Sabah muhteşem Van kahvaltısı yapacağız. Görüşmek üzere.